Çaykara,Çayirbaşılı,Faik Mehmet Fındık Hoca

Çaykara,Çayirbaşılı,Faik Mehmet Fındık Hoca

"Ha yapmayasun deduğumi,ne işun var purada!

FINDIK HOCA,"AL TABANCAYİ VUR ONİ!" 

Aklımıza geldi,“Ha,yapmasun deduğu mi?.. Ne poh yemeğe geldun puraya?.. Aaa s... git!...“

Yıllardan beri süre gelen Çeşme'deki arazı mahkemesine,Abdurahman'la yine

gitmıştık,aklıma kaldığ kadarı ile buraya gelmişken,bir de Trabzon yapalım“ dedi bizum uşak Abdurrahim'le Trabzon'a gitmekle Fındık Hocayı da görmüş olacaktık.

Atladık uçağa,ver elini Trabzon...

FINDIK HOCA İLE BİR ARDA,YANI“ ALMANYA GURBETİ“NDE YILLAR OLMUŞTU.„YAŞANMIŞ HİKÂYELERİMİZ“ DE ÇOKTU...

HEPSINI AKTARMAK MÜMKÜN DEĞİLDİ,BAZILARI YERSIZ,BAZILARI DA MEŞAKETLIYDI...

YOKUŞ OLUNCA,BİR DE ARABALADAN ÇIKAN EKSOS DUMANLARI..

Eh,bizum uşağın dairesi var Trabzon Erdoğdu yokuşunun bitiminde ya,doğruca oraya gidiyoruz...

Kapıları açtık, etrafın tozunu almadan,tüp gazlar, akşam üstü yiyecek, ekmek,peynir, domates,aklımıza geleni almıştık... Ev,daire'nın pencereler ne kadar kapalı olsa da,sokaktan gelen tozlar,birde,yokuş olunca,arabaların eksöz kara dumanları,tozları evden içeri sızmış, saatlerce temizlik yapıyoruz,bunca yorgunluğun ardında, tâ İzmir, Çeşme'den geliyoruz,oralar da da,otellerde konaklamıştık,sesizce kapıları açtık,çantalarımızı bir yere bırakmıştık..“of be..ammada yorulmuşuz..“, valız,çantaları bırakınca bayağı hafiflemıştık...Ne ise, akşam olmak üzereydı,lambaları görünce,ilk başta kapıcı kapıya dayanacaktı.. konuşkan,mahalle baberlerinden haberdar olan,kulağı delik bırısıydı, Onun sohbetler ile de,biraz olsun yorgunluğumuz hafıflamış olurdu,diye iç geçiriyorum.. Fındık-bizumuşak-pek tarftar değil,hemen kapıya dayanmasına,para-pul isteyecek,hesap kitap yapacaktı,orgun-argın zamanı değildi.. Yinede,yanan lambaları,ışığı görünce illaki, kapıya dayanıp.“ Hoş geldiniz“ diyecektı...

Tabiiki oda geliyor,“Hoş-boş“ dan sonra,kısada olsa,yıllık kalıfer,kömür paraları hesep larından dem vuruluyor,A.Fındık,“..hele bi yerleşelim,hal ederiz“deyıp, konuyu kapatı yoruz..

 İKİNCI ABDULHAMİD HÂN ZAMANINDA YAPTIRILAN.

Kalufer paraları dedik te,aklımıza geldldi.Kömür-odun-lü kalıfer kazanı yanı yor,kaynıyor ya,ödemek zorundasınız size düşen payı,birde, bunlarında kavgası vardı,her ne ise,bir de,kalüfercilik yapmayalım burada,odun,kömürle ısınan evler,daire,mekânlar,bir de buna Rusya'dan gelen-yer- gazı eklendı.Hatırlarım,eskiden Beyoğlun'da eskı binalarda,“havagazı“ vardı,sobalar ve kalüferler,bununla ısınırdı,merhrum,padişah ikinci Abdulhamd Hân, zamanında yapılmıştı.Bu“Havagazı işi ne oldu bilmiyoruz,geliştirmek lâzımdı...

*Kalüfer,soba ışıne değindeiketen sonra,her duyduğumuz,gördüğümüzü aktaracak değili“,diyecektık,.aha,şimdi demiş olalım...

*Kısa keselim de,hel bi, Mithat Amcaya doğru yol alalım...

ŞOYLE SOTALI BİR ÇAY DEMLİYORUZ..

Ne ise, temizliğimizi yapmış,naylonlara sarılı tabak-kaşık vb.çikarıyoruz,şöyle bir sotalı çay demliyoruz.Geç vakıtlara ladar,buara hem konuşur,hem de otururduk. Haberleri seyretmek için de,yan odaya geçerdik. Bizim uşak sıgara duman ladığın da,mutfak tercihimizdi... Oturma odasında filan cigara içme yoktu...

Yarın,Hocaya'da değil de,onun haberi olmadan, uşağın kayın pederei Mithat Amcaya Fakfirkebir' e gideceğiz..

*Maşallah,oda,yatak,koltuk,çarşaf, vs.bol,yani çokca var,ama biz, oturma odasınd a,bir tarafta yatakta "bizumuşak“, yani, Abdurrahim-uzun olduğun dan,yer yer ya,Fındık,yada,“buzum uşak“,şeklinde hitap ederdık.. Tabiiki,yerine göre, resmi daire,tanıştırmalar da“Bey“demesını de bilir, ihmal etmezdık.. Böyle bir tanış ma faslından sonra..)- yatardı..Yan kanepeyı açıp ben yatardım,bazan da hiç açmazdım,orada da,uzanır, yatardık,A.Fındık,fazla horlamaz da,yorgun olunca..

Bazan da,Fındık,içer de bir küçük odaya geçiyor,orada tv.kafasına göre takılıyor,ben de oturma odasında,yatakta uzanıyor,bir yandandatv.seryediyoruz.. uyku bastırınca kumandaya basıp kapatıyoruz,bazanda,kısa bir uykuya dalmış,uyanıyor..biraz daha tv.kanallarında dolaşma ve de yeniden yatma faslı başlıyordu.. Eee. Birde bir kaçtane aldığım gazeteler de vardı ya,başta bögenin mahalı gazetelerinden,Karadeniz ekspers,Kuzey karadeniz,Kafkasya'nın sesi..vb...

NE İSE,OTOBÜSLE VAKFİR KEBİR'E YAKLAŞTIK..

Oranın meşhur ekmeğinden almak için otobüs,minibusten iniyoruz,oradan bir taksi ile,kayınpederin evine..Hava kış ayları olmalık, boynumdaki atkıyı yolda düşürdüğümü fark edince,taksiciye rica ettik,“ lütfen geri dön,hediye olan atkıyı düşürmüşüm..“ geride döndük.. Fırına geçeceğimiz yolun kenarında bulduk,yeniden doğruca, Mithat amcaya,Akçşam da çok tan olmuş,üstelik gece geri döneceğiz...

Merkezden içiri giriyoruz,solda İmamhatip okulu,şağında banka,bakkal çakal olan sokaktan,ileriye Lisenin bulunduğu mahalleye gidiyoruz, Mithat-Kurt amcanın evi,karşısında ,4-5 katlı bir,bina...

(Faik Fındık Hoca'nın abisi)

"HA OYLE Bİ ŞE!.“

Amca bizi de severdi..“ Ooo Ali hoş gelmisen“, diyerek yanakları yanağımıza ellerinden öpmeye çalışıyoruz,bırakmıyor,daha sonrada hanımı...

Sohpedi kısa kestikten sonra. Mithat Amca,".ha ben, bir kaç defa istedum oni,uşak istiyor diye,adam nazlanayuu,dedum,ha pu Abdurrahim gelse de,bi de o istese.“... şeklinde konuşmalarını sürdürüyor Mithat Amca...

Durumu kavriyoruz,işin içinde birde kız isteme işi var...Konuşmalaraına pek karış mıyor,sadece dinliyoruz...Anladığım kadar ilede Mithat amca pek tarafdar değil bu işede,eşi,hanımı da öyle... Merak ediyoruz,“..Gelin adayı nasıl bir şey?“,şeklinde soruyoruz. Mithat amca cevap vermeden önce,başını hanımına çeviriyor,“ ..ha o versun cevabinı!..“ der gibi,göz attı..

Maşallah,hanım teyze,zeki,cin gibi..başına yana bükerek..“ ..ha oyle bi şe!..“ diye kesıp atıyor.. anladığımız kadarı ile.. o da pek istemiyor da,40 yaşın adayanmış oğlu, evladı..“hele bir evlensın, baş-göz olsunda,gelin adayının güzelliği,pekde önemli değildi“,demek istiyordu,bize göre...

Bu arada,çaylarımız,meyve fındıklarımızı da atıştırıyor, yarın kızı babasından istemek üzere, telefonla randövü alıyoruz...

Yarın falan yerede,fılan saat de buluşmak üzere, deyip,yarınki günümüzde yapacakl arımızı tesbit etmış oluyoruz..

MİTHAT AMCA DA ALMANYA'DA ÇALIŞMIŞTIYA...

Mithat amca da yıllarca Almanya' da çalışmış, oradan emekli olmuş birilerindendi... Almanya,Münih'te,kızı Fatıme'yı,buzumuşak, Fındık'a,Hoca ile birlikte istemış,düğün ide yapmıştık..o duğun işine girmeyelim,yazı çok uzar.. Velhasılı,Mithat Amcanın Almanya'da 3 oğlu var. En buyüğü,Germenistik okumuş,yıllarca sosyal faliyetlrde, yabancılar okulunde öğretme nlik yapmış,daha sonrada ikinci bir eğitimle Ortobedi doktoru tahsili yapmıştı, uşaklardan duyduklarımıza göre.Nasıp olursa,yarın kız iste meye dideceğimiz ikinci oğlu olan Cemil de,ne üzerine tahsıl yaptığını pek bilmiy oruz da,Alterheim'de(portie-Yaşlılarevinde Kapıcı-mı-desek-)çalışıyor du,yanılmı yorsak, hâlâ da orada çalışmakta ıdı.Pek-gidip gelmeler olmadığından (ki bu,genç lerle,diyelim)bizim pek ilişkimiz olmazdı,zarurı olarak karşılaşmadıkça, tipki en son Trabzon'da olduğu gibi.Kâf dağının arkasında, “..iyi kötü bir sohpetimiz,bir vesile-yeyip-içtiğğimiz oldu,bi telefon edip de“hal- hatır“ soralım“,görgü,kultur mahrumi yeti nden,aşına değildık.Her ne ise,yeri geldide,iki kelime etmeden de geçemiyo ruz...Velasılı,Mithat Amcanın ,en küçüğü-aman ha dedikodıya girmesin- çalışmayı pek sevmeyen, yakışıklı sayılır..,Cengay'da, evgüveyi gitmiş bir oğlu,kızı Fatıma'nın harıcınde...

ANKARAYA  YOLUMUZ DÜŞMÜŞ,ABDURAHMAN'A VE  MEHMET YILDIZ'LA  GÖRÜŞMÜŞTÜK.

MEHMET'İ ANKARA KARINDA GÖRMÜŞ,"HEMŞİN'E OTOBUS VARMI?  ŞEKLİNDE  TAKILMIŞTI.  BİZİ TANIMAMIŞ,HEMŞİNLİ BEN DEĞİL,ABDURRAHİM'İ GÖSTERMİŞTİK. DAHASI DA VAR YA... HEM ABDURRAHİM SAATÇİ,HEMDE MEHMET DE RAHMETLİK OLMUŞTU.

Mithat amca,pek kızmayan, mütevazı birisi...İlk hanımından da,bir iki oğlu- biri,bir aralar, Ankara'da Komiserlik yaptığını,duymuş tuk,birde kızı olmalıydı.Ankara'da esnaflık yapan,hemşerileri evliydı.A.Fındık ile uğramış,yemeğini,çayını içmıştık.Ankara'ya yolumuz düşerde,bu arada,rahmetli süt kardeşimiz, Abdurrahman-Saatçı'yı de ihmal etmemış,ziyeret etmıştık...

EVE GELDİK, ERTESİ GÜN,YENİDEN ARABALARA ATLAMIŞ,AKŞAM ÜSTÜ DE...

Meğersem, bir seveni varmış“...Fadume,seni kimseye pırakmam!“,deyip,tehdit edip duruyormuş..anlatıklarına göre...

Bir kiraathâne-yani,“kahve“de buluşmuştuk,tanıştık,Tâ,Almaya'lardan geldığımızı aktardı A.Fınduk,bu arada bizi de tanıştırdı...

Yuvarlak bir masanın etrafına çokup,oturduk,Kahve ya..bir tarafta Tv.den gelen sesler,bir tarafta da,kağıt ,tavla oynayanların gürültüsü...Ben olsaydım,temiz,düzgün bir Pastahane'yi tercih ederdim... Herne ise,buraları pek tanımadığımız dan da olabilir di,zaten,gelin adayının babası burayı tarıf etmıştı ya,bizde buraya gelmıştık. Karşılıklı anlatmaya başladılar, konuşmalara pek karışmıyoruz, buraların hitabesı, konuşma,espiri de değişikti.. konuşmalara sadedece kulak kabartıyoruz da,bazanda dayanamadıklarıma,söze girmeden,bir kaç lakirda etmeden de kendimizi alamıyoruz.. Eee..ne de olsa, Karadenizliyiz. Hele,hazır söz ustaları yetıştığı il,İlçedenız...

"BİR ARA,”SENİ ALMANYA'YA BEKLERUZ!“.. DİYORUZ..

"Pızum kezı, çok yerden istiyurler da, pen yaklaşmayuum!..“.. diyor,işi balandıra balandıra anlatıyor,mubarek sanki,Hemşin balı yemış!.. bizde,onun gibi,ballandıra ballandıra,damat adayı,“ Cemil“den söz ediyoruz,işinden,evine bağlılığınad,cıgarası,içkısı yok diyoruz... “..Eee ,, ..Arada bir seni de Almanya'ya bekleriz.“ ,deyip adama gaz veriyoruz....

.. Öyle dedi,böyle dedi,söz aldık sözde,buzun üşakta..“ .. aha,bura deduklarımızı tautmasan,öyle ederem,böyle ederim..“ ,diyor, kızın babası da aşağda kalırmı...

Velasılı,oğlan Türkiye'ye iznide geldiğinde düğünde biri aracılığı ile tanışmış, arada bir telefon görüşmeleri filan oluyormuş,oğlan istiyor,eniştesi olacak „bızum uşak“ ta işi bağlayacaktı,bunun için buralarada zaman törpülüyorduk.. Evlilik,Yuva kur ma,aracı olma „hayırlı“ bir iştı.Yuva kuranlar da,Allah da yardım eder dı.. Yeterki,kul adım atsın, biz de ona-Cemil'e- kız isteyceğiz diye, sevinçli...

Meğersem,kızı istiyen bir oğlanda varmış,tehdit ediyormuş..“ .. seni kimseye pırak amam!diye..cep telefonuna telefon eder,haberlerde salarmış...

MİTHAT RAHMETLİSİ,ABDURRAHİM'İN KAYİN PEDERİ,FATMA'NİN BABASIYDI

Mithat amcaya bir uğradık,kısa da olsa,amcadan bahsetmeden edemeduk... Amaha!..,hatamız,yanlışımız,gönül kıracak sözümüz,lâfımız olmasındı..

HA PU UŞAK PERILIDUR,NERDEN PILDI ONLARI?!..

Bir dahasında,masabaşı sohbetinde,hanımı dert yanıyordu.. „..Allah razı olsun,filan oğlum bu kadar,otekide şu kadar haşlık göderdi „deyip, dolaylı yoldan da,hem bize çocuklarını met etmış oluyordu,hem de,Beyi Mithat Amcayıd a kıskandır maya çalışır gayretinde...Biz de lâf olsun diye,.“ Uşaklar para gönderur, sende yemez yatak altına saklarsın!.. “ demişiz.. „ Ha.. ne piliursun.. Cinler m i dedi sağaa?..“,hafıf bir tebesümle,lafladı bizi.. Bunları duyan Mithat Amca,alem eder,kalem eder, devamlı belinde taşıdığı anahtarlıkdan,bulma-odanın anahtarını araklar...Hanımı,Bostan'da uğraşırken,dosdoğru yan odaya..Yatak,döşeği yakarıya doğru merekla kaldırır,sağa sola eli atar.. Aboo.. Paracıklar...

Daha sonra,kızı Fatime'den duyuyoruz.. "Ha u cinli uşak, penum paralarumun yerini dedi de..ha o senun babon paralarumi yedi!..Ha, onun alacağu olsun..“ ,şeklinde,dert yanmış, serdenişte bulunmuş-muş...

"Ey vah!..yandık!..bir daha teyzenin yüzüne nasıl bakacaktık?!.. „gönlünü almak, af olmak için,bir kaç defa hediyemizi ihmal etmemiştik...

* DAHA FINDIK HOCAYA GİTMEDİK..

Ne zaman, işimiz biterse,o zaman da,Hoca'ya geldiğimizden haberdar ediyoruz. Hanımı,bizim yalan söyldığımızı anlıyor,çakıyor gibiydı... Hoca'yı kızdırmamak ,bir şey demiyor,yorum filan yapmıyordu,şimdi,her ikisi de rahmetlık,yayana yatmakta lar ya,rahmet eyleye...

*Hoca duysaki biz gelmişiz de, nce,hısımı,Mithat amcaya gitmışız, adeta küplere biner,bizi kapıdan içeri sokmazdı. Belki de,o an yanılmış olurduk.. Bizde,Hoca'nın hışmına uğramamak içi de zik-zak kelime oyunlarına, yalan söylemek zorunda kalıyorduk... Hoca'nın meşhur laflarından biri de.. ".ula nedur,muncuruni evirup çevirip,doğru konuşmayusun!.

..Ne zaman geldunuz?..“ ,sorduğunda,ben, konuşmuyor,işi Fındık'a bırakıyoruz...

O da,iki kelimeyi bi araya getiremeden..“ ik.. muk.. „ edip duruyor.Hoca da biyandan da bana göz atıyor....“..Dün geldik de, evi temizleme, filan derken..“ ,bizum uşak(Abdurrahim)Fındık ne derse,bizde onu tastıklıyoruz...

HOCA,BİRAZ ŞUPHELENİYOR DA, RENK VERMİYOR...

Ne ise,Vakfirkebir işini bitirmiş, sıra Hoca Efendiye uğramaktı. Trabzon merkez deki evine,orada yoksa,Çaykara,Çayırbaşı köyü'nde olurdu...

 

Zili çalyor,pencreden yukarı da sese veriyoruz,Hoca yok,rahat bir nefes alıyoruz...

En azından zaman kazanma, dinlenme, Hanımı,yanı,Fındık'ın annesı açıyor,vden içeri giriyoruz, (Abdurrahim)Fındık,annesine sarılıyor,sonrada,kız kardeşi Hatice'ye... Ardından, bize de,“Hoş geldin,sefalar getirdiniz “

"Hacı,evde yok,birazdan gelir.“ Hoca'ya nasıl konuşacağımızın,şeklini,yorumu yapıyor gibiydik...

NİHAYET,KAPI ZILI ÇALIYOR,HATICE PENCERE KOŞUYOR...

Hoca,geldi,sarılıyor,öpüşüyoruz...Fındık(Ab.) da, öyel.. Tâ İzmir'lerden geldığı mızi,“ sizleride ziyaret edelim dedik“ Hepsini mem nün etmıştı de,Hoaca bizi bulmuşken,rahat bırakır mıydı.. Evin kömürü,Köy deki evin bil mem neyi... Gözlerinı yana dıkerek,şupheli ve tevesümlü bir bakışla...

.HOCA,“.. Arabanuz varmı?..“ diye sordu,kısa bir zaman için lüzüm görmeduk.

"..Ha penum ufak tafek işlerum vardı da..“ dedi...Ben,“Vallahı bilmem,ben köye fılan haber vermeden geri döneceğim,uşak bilur,şimdi patron bu!.“,deyip topu Abdurrahim'e,uşağa atıyoruz...Araba kiraladığımızı duyan Hoca, bizi rahat birakır mı?..

Kalkıp gittyik bir Atelyeye,teleferik,çay tolama,fındık soyma makınaları yapan bir mekân.. Bir aşağı bir yukarı pazarlık derken, fındık soyma makınasını aldık,arabaya yükledık, bir kaç çimento vs.derken yük ağırlaştı,tâ Çaykara'raya götürecektik,en az,merkezden 80-10 km.

(Makina  Mühensisi olan Abdurrahmen,Allach'ta M.Ali'nin yanida)

ZOR ŞER,OF, DERNEKPAZARI, DERKEN,ÇAYKARA,YUKARIYA YOL ALDIK

Mahallesine,ev yolun altında,arazı kaban,ha yuvarlandık,ha uçup gitik“,derken makınayı eve indirmıştık...

Tabiî ki,kısadan geçiştiriyoruz. Kablo,sigorta,üzmlü olabilecekleri,bazı şeyler almıştıktık. Fındık kabuğu soyan makınayı evin alt katında,Ahırın bir kenarına yerleştırdık,ona güzelcene bir elektirik kablosu,şalteri yaptık,hani ya az çok elektirik işinde de anlardık ya... Hoca'nin hoşuan gitmıştı de,bu kadarı ile paçayı kultarsak iyi,bu nada,razıydık...

"GEÇ OLDU!..“ DEDİ," BELLİKİ HOCA'NIN BİR BİLDİĞİ VARDI...

Biz,gidelim dedik... koymadı..“ geç oldı..ha purda kalun,yarun gidersunuz“..“dedi de.. Hocanın bi bildiği var dedık,ister,istemez,fındık ların serıldığı bir oda da,ken dimiz e bir yer ettık. Trabzon'da ki rahatı burda bulamazdık,belirli bir saat geldimi Hoca bize,“, hade yatun,geç oldi!..“,diyor,tv.de onun odasında ya...

GECE YARISI, GELMEK ÜZRERE,DERNEKPAZAR'A İNDİK.

ORADAN DA BİRŞEYLER ALDIK...

Hoca'ya..“..buarda almaya lüzüm yok,bacanak Hasan ustadan alırız!.“ diyoruz da,Hoca,bizi dinler miydi?.. Bacanağın Köy'de Bakkal dükkanı vardı,ne ararsan da mevcüttü.Bazı mallar,aşağı Dernek pazarına göre,nalbur masrafında ötürü,üç-beş kuruş pahalıydı ama,bana göre“ olsun“ du.. Ne varki,herkes bizim görüşümüz de olmadığı bibi,hel Hoca gibi titiz bir adam,her kesle yıldızı barışmadığı gibi, bacanağı Bakkal Hasan ile hiç ti,yalan yazıp günahlarını da almış olmayalım. Yine de,birlikte bir kaç kez gitmış,birşeyler almıştık,bir telefon etmek bile kâfıydı,ne istersen hemen gönderir di.Bu arada,hanımın da -Bizumuşağın,Teyzesı-çayi-ayranını içmıştık onada selâm olsundu...

Alcaklarımızı aldık,yeniden Çayırbaşı-eski adı Holo'ya doğru çıktık.Eşyaları boşalttık... A.Fındık'ın annesi de, birşeyler hazırlamış,“illade yemek yeyin!.“ diyor... A.Fındık da,işin farkında, bir an önce paçayı Hoca'dan kurtarmak, arşıda şu işim var,bu işim var,dese de,babyı kandırmak pek kolay olmuyordu.

Hele,Hoca (Faik Mehmet Fındık)(rahmetlisi) yutarmıydı,bu ayakları...

*Yemekleri yedik,akşam doğru da...

(Abdurahman'nin doğduğu ev,şimdi yenilenmiş.)

“Ha gelmişken,yukarda bir kaç torba fındıkları taşıyalum,hadı kalkun!..“ dedi..

BİR ZAMANLAR HATİCE İÇİN TÂ İZMİR ÖDEMİŞ'E GİTMİŞTİK.

Buralar kaban,yamaç,arbaba sürme işi de biz de ya,ster istemez düştük yola...

Bir araba yükledik geldik,boşaltık,buradan aşağı ya da,zavalı Hatice taşıyor..“ bu kız cennete gitmezse,hiç kimse gitmezi“,diye iç geçiriyoruz.. Farkına vardığım kadarı ile,bazı sebeplerden dolayı evlendirilmemış,bir erke gibi,he zor işi bu kızcağ ız yapıyordu... Bizde yardım ettikse de, aşagı fındık torbalarını taşımak,zor işti. Bunlar alışmış olabilirdi,bize boyle geliyordu,kimbilir..

*"..Ha o taşır“, akşam oldu...yürüyün..!..

Hoca'ya itiraz ediyoruz.. „bu araba ile taşımakla bitmez.. Ha o giden kamyonlardan birini kiralariz,o getirir,olur biter!..“ diyorsakta, Hoca..,

"Masrafa ne lüzm var?..“.. Hoca'nın inadını bilirdik ya,ister istemez,fıdık çuvallarını taşımaya devam ediyoruz..

*ALDI DA BİR YAĞMYUR, TEK KOLLU KAMYON ŞÖFÖRÜ!..

Aldı da bir yağmur,arabanın silecekler çalışıyor,ama,burası deniz den en 800-900 rakam yukarda,camlar buharlaşıyor,vampilatorun cıcaklığı çalışmıyor,stabıl çakıllı yollar yağmur sularını görünce,rabanın tekerlekleri kayoyor, oyle ye gece karanluık, yolu görmekte zorlanıyoruz. Sonra çevreyi de tanımıyoruz. Baktık aşağdan bir far lambası,adam bize korna çalıyor..,“ yol ver,kenara çekil!..“ diyor,sağa sola bakıyoruz. Dar patika gibi tek bir yol,nereye çekilelim, adamla zit laşıyoruz, arabadan aşağı iniyoruuz. Dernekpazar'da gördüğümüz adamdı... Hoca,onula Nalbureci dukkanı önünde konuşuyor du, tek kolu yoktu,bir,tek koluyla kamyon sürüyordu...

"Tamam arkadaş,sen yolu biliyorsun!.neden müsait bir yerde dırmadın?..“ sözlerimize devamla,“..Burda sana,nerede yol verelim,hadı sen verde biz geçelim!..“..benzer söz,laflar ediyoruz,hatırladığım kadarı ile...

Arabamız, geriye doğru yokuş yukarı gitsede, arkamızı göremiyoruz. Bagazın kapısı yukarı kalkık,fındık torbalarını bağlamışız,bir de gece ve yağmurlu,devamlı yağıyor du,patıka gibi yol,çakıllı,ham stabilli yol kayıyordu,gece yarısı uğraşıp durduk,ipislak olmamızda cabasıydı. içimizden „duadan“ başka birşey yoktu...

"Ha şu, belâyı bi atlatsak,bir daha mı?!!.“ deyıp,kendimizi teselliye çalışıyoruz...

En sonuda,baktıkı olmadı..,adamın kamyonetı kiymetli ya.. Kamyonetini,kabana arazıya sürmek istemiyor,sonunda,razı ettik, yolun dışına yokuşa doğru zorladı,dikine oylesine ha durdu,ha geriye kaydı gibi,derken,bizde,kaçar adımlar gibi aradan geçi verdık.. „Uf be!.. bu ,engel,manıyı da atlat mıştık.Aşağdakiler de bizi merakla bekliyorlardı.. Nihayetin de ,ağaşı indik. Yolun kenarına fındık çuvallarını indırdık.“

Arabanın sesi duyulmuş olmalı ki," Ula, nerde kaldunuz?!!“,Faik Hoca'nin sesi...

* Tamam, gece yarısı oldu .Çektiklerimizi anlatacak,tarıf edecek kelimeler bulmakta zorlanıyoruz...

Aşağı indık.(araba)kilaksiyon sesleri,veriyoruz, tâ karşı yamaçlara,Çaykara,soğanlı dağlarına gidip-geliyor,Çaykara deresı vadısın de yankı lıyordu.. " heyy!..Huu!...“ geldik,sesleri duyu yuyor,veriyoruz„çuvallar,arabada kalsın, yağmur dinsin endırırız!..“,şeklinde tavsilerde bulunduksa da..olmadı..“ Hatice,aşağı indurur, siz cadece arabadan indurun yeter!..“ komuta Hoca Efendide,istersen yapma.Abdurrahim torba-çuvallarınını,arabadan indirip, arabayı da ,yolun musayıt bir köşesıne çekiyoruz.

Bize kalsa,hemen çekip gidecektik...

"..Hadı,aşağu gelun!.. biz taşırız onları“ dediseler de,bu gece yarısı,hepsini Hatice'ye, annesi Fatma da,yerdım etmek istiyor ...

Hoca'nın da, boş durduğu yoktuya, yağmur, olmasaydı, gönlümüz razı olamazdı,biz de, çuvalların bir ucundan ben,diğeri de Abdurrahim,düşe- kalka bir kaç çuval aşağı,eve indiriyoruz...

ÇAYİR BAŞI(HOLO)DA ÇEKTİKLERİMİZ

Hele şukur,fındık çuvallarını aşağıya eve indırmış tık. Bize kalsa,kaçıp,merkez,Trabzon'a gidecektık. Haca,“..hadı siz ağşağı inun!çok ıslandunuz,gerisini Hatice hal eder.İnsanın ıçı sızlıyor!..Zavalı kızcağız, şemsiye, pardüse ile fındık çuvallarını getirmeye,gece karanlığı nda yukarı çıkıyor... Vallahi bu hal beni öylesine rahatsız ediyor kı,anlatamam. Ne lüzm var bu işkencelere,gun olur,açık bir havada,bu işler yapılırdı.Her ne ise. Bizi bir daha bulmamak vardı,hani...

Yanmakta olan pilita odun fırınlı sobocakta, üstümüzü kurutmaya çalışıyoruz,yedek çamaşır larımız yoktu,Trabzon evdeydiler...

"..Yapacak pek bir şey kalmadı, gitsek“ diyoruz.. Şaşarak,bu sefer yumuşak bir ses tonuyla..".Gece yarısı gidulur mi,uşuttnıuz mi ne?!!.“ diyor,bizim Hoca...

İster istemez geceyı burada geçiriyoruz...

Sabah oldu,arabayla birlikte Denekpazar'a kadar geldi Hoca.Orada alacakları varmış. Yine bizi,bırakmaya pek niyeti yokta. Bizum uşakta (Abdurrahim)ufluyor-pufluyor... Biz de,her zaman olduğu gibi,aracı,orta yolu bulucu, işi, bağırıp-çağırmadan, konuşarak,ikna ederek,hal etme,taraftarıyız...

Yinede,uflemelepüflemeler... Hoca oyle,oğlu da ona çekmış,canı tez ve en son söyleyeceğı, ifadesı,düşüncesini hemen söylemekle,lüzümsüz körüklemeler,meydana geliyordu. Bu bir çok Karadezlide vardı.

Belki de,mısır ekmeğı ile beslenen,büyüyen nesıl böyleydı?..Ya da-havası-suyu'ndan dı...

Almanya'da izinimiz bitti gitmemiz lazım, bahanesini ileri sürüyoruz.Hoca'da gurbet halleri,şartlarını bir nebze bildiğinden,ikna olur gibi,oluyor,Hoca mütevazı, yumuşuyor...

KERESTE ALIM TARTIŞMALARI

Eskiden,Hoca'nın Hanımın kardeşi Hasan Koca' ile,Almanya' da iken,inşaat için ortaklaşa kereste siparıiş vermişleridi.Ev,bina için tahta biçtirmek içindi..Haca'ya eksik kereste vermişler diye tartıştıkları hikâyeyide biliyorduk.

Bir gün,Münih,Allach'ta S- bahn alt geçitte,Hoca ile birlikte, gidiyorduk,merdiven lerden aşağıya,başında tüylü bir kalapan olan Hasan ile karşılaşıyoruz.

Birbirlerini gören iki hasım bilmem ne gibi. Hoca,başladı ver yersin etmeye,Hasan da boş dururmu?.. Daha önce konuştukları,tartıştıkları konuyu,yeniden ayak üstü.. atıp- tutuyorlar.

Biz de arada,ra bulmaya,bin türlü laflar ediyoruz.. Bir de etrafan geçenlerde rezil olmak var. Konuştukları lisandan anlaşıldığına göre,“..iki yabancı, Gast Arbeiter -mısafır işçiler-kavga ediyordu“.. şeklinde,kaçamak bakıp gidenlere vardı.. Yine,aralarını düzeltmeye,işi yatıştırmaya çalışıyoruz...

Hasan da,Almanya,Münih'te,da inşaat işinde çalışıyordu. Rahmetli Hoca,karı tarftarları na pek-belkide lüzmsüz,-kıcıklık yapardı. Kafası kızdıkça atar tautar, hatuna da göz dağı-sözde- verirdi.Onun ki kızdırmak. Bir de,Hoca'nın sonradan olan varlığı... Dukkanlar,bina daireler, Çaykarada evler, derken.

Gerçi Hasan da koca bir bina yaptır mış tı,Çayirbaşı-eski adı Holo'da.Kardeşi,Hacı Aptullah'ın nesı vardı bilemiyoruz.Abdullah,beni yolda yakaladığında, ben saf değiştirdim,o bunu fark eder. Yolumu keser, tokalaşır,beni kendine çakarak,sakallarını yanaklarıma sürersek,“..Gel Ali ha pu sakallarumı saa süreyim!“ derr, takılırdı... Yani,Hacı sakalını bana sürnek le,“Hacı olmanın bana da „nasıp olmasını“ istemek,mânâsınay dı bu hareket. Malda-mülkte yalandı ya,Veli'nın dediği gibi..Hepsine rahmetler olsun.

HOCA,OĞLU ABDURRAHİM'E ;

AL OOO!.. TABANCAYLA VUR ONİ!..“

DAHA SONRA ,TRABZON, DERNEKPAZAR KAYMAKAMI' NA MEKTUPLAR YAZIP GÖNDERİYORUZ.

YARİ DELİ,BELKİ DE OYLE GÖRÜNÜYOR DU "ZİMBİLOĞLU "VARDI YA!..

Al-ver davası.Köyden,araba yolu geçme işinde, Hoca'nin babadan kalma evi altına dayan mıştı.. Hoca'dan yol istiyor,o da ,“yukarrda yol var, aşağıya ne lüzm var. Zaten arazı kıt,toprak yok..“ bahanelerle yol vermeye pek yaklaşmıyor du.

Bu tartışmalardan dolayı,bir komşu,yarı deli "Zimbiloğlu“ vardı... oda,arada bir Hoca'nın evine taciş atışları yapıp,çocuklarını korkutuyormuş. Bunun üzerine bir kaç defa Trabzon, Dernekpazarı'na mektup yazarak ifadesini aldırmıştık. Bu mahallede Hoca'ya karşı bir kıskançlık vardı. Hoca,maşallah orda ev,yukar da ev, bir kaçtane yaptırınca, eski komşuları da haset,fitnelikten hüsmetlik doğuyordu.

Bu bakımdan Hoca haklı sayılırdı. Bir kaç sefer de,baba evi'nin yanıda-fındıkları taşıdığmız evi yakmışl ardı,o inada bir daha yapmıştı,ikinciyi yakınca,o komşu,deli ayağı yapan bitişik evdeki kadın..“ Bu kadar ki hasım sınız,yapışık ev niye yepmış sınız?..oyle ya, kadına üsülen selâm veriyoruz..“ deyince,Hoca bana kızıyor.. “ Ona selâm verme!...tedum saa!“ şeklinde kızıyor bu hareketimize.... “..gönlünü almak lâzım..kafasuı kızar,bizi de yakar..“,gibi kadına selâm veriyom“ dedim.Arazı dar ya, üstelik de,kadın tarafından, eski akrabalardan...

Hoca'yı sonuda „sebaptır,şudur ,budur, “ derken, yapımına razı etmış,müsaade çıkarmıştı.. Allah bilir bizim de sözlerimize kulak kabartır,dinlerdi..

"Yol geçilecek,evin altında, o köşeye kadar, sağlam beton yapılmak“ şartı ile. İkna olmuştu.

Yolu yapan da onların bir başka akrabalarından“ Hoca“ lakablı biri.Trabzon,Çaykaralı olurda „"Hoca"lığı olmaz mı?..

Bu yol işlerini de o yapıyormuş Dözeri falan,iş makınaları varrmış. Yollar yapıldı, betonlar dökülmüştü de,Hoca'nın istediği gibi olmamıştı.. Şikâyet edip duruyordu...

Muhtara yazdık,olmadı,Dernekpazar Kaymaka mlığı'na yazalım,dedi. Bugün yarın oyalamıştık“. İllaki dedığı olacaktı ya.Bir de,beton duvar kısa yapımış, konuşuldu ğu ,söz verdikleri gibi yapılmamış,yerine getirilmemıştı.Bu açıtan aldatılmışlığı sineye sındıremiyordu... Hani, Of'lu'nun alacağı varmış,mezara koymuşlar.. "Flancıdan alacağum var ,almadan gitmem!“ ,seklinde lanse edilen Of'lu'yu umut mamak gerek.

.* Fındık Hoca namlı,Hacı,Hoca Efendi.

Yeniden şikayet etmeye başlamıştı.“ Hadı, kalemi kağıdı al yaz bunları Ali !“Kaymakam'a mektup yazdırmaya zorluyor bizi... Tâ mutfaktan konuş malara kulak kabartan Hanımı Fatma(rahmet olsun) işret ediyor,“..ee karışturma işleri.. “ deyup ortalığa laf atıyor...

Biz de, Hoca'nin gönlünü almak için,dilleri döküyoruz, yüzbin tane misaller aktarıyoruz...

Olmıyuyor,mektup yazmayasunuz ;

."Tamam biz onu bulur konuşur,işi hal ederiz!..“ diyoruz da, Hoca'yı kandırmak, aldatmak biraz zordu.

Bu sefer döndü Abdurrahim oğluna..;.

..Ne biçum adamsun?!Al ha o tabancayu vur onii!..“...

Ya Hoca ,en kafayı mı yedin!Bir de adamı katıl mı yapacaksım!.. üstelik,okula giden çocuk-çolukları..“.. şeklinde tepki gösteriyoruz...

Hoca,bir barut fıçısı gibi, püf nokta..tepkısını yeniliyor... Bizleri kızdırmaktan hoşlanı yor, gibi..

"uşakları pen pakarum!.. "Sen onu öldür,seni içeri atarlarsa,çocuklarını-torunları olur- ben bakarım,havası attıyor....

Öyle deyince, bu sefer Abdurrahim,babasına,..“.. bu yaşta ben katıl olcağıma,aha sen vur!zaten gelmışssın kaç yaşına!..“ deyince, Hoca,yeniden küplere bindi adeta...

"Yapmasun deduğumi?!.. Ha ne poğ yemeye geldun!..“ A.. siktir git burdan!.."

*Güler misin ağlar mısın.İşi yumuşaktan alarak,en küçük oğlu Abdurrahim'la evden ayrılıyoruz..

Dahası?.. Anlatmak,yazmakla bitmez de... Geçende,birisi Hoca'nin canlı konuşması varmı,gönder dediler. Eski kısa çekmiş olduğum, telefon videosunun arayıp,arşıfe varmış.

Bu arada bazı resimleri de görünce,şu kısa yaşanmış hikâyeyi aktarayım dedim. Yatayım derken,bugün oldu bile 29.Ekim Perşembe Doktora terminim var,saat sa 05.10,sabah namazı oldu...

Yazımızı noktalıyor,şimdi bir çokları bâki âlemde olanra haklarımızı bin defa helal ediyoruz.

Onlar da, kusurlarımızı“ af eder“ umarız...

Mehmet Ali,Gurbette Oluşan Arkadaş-Dostluklar.

* Yaşanmış Hayatlar. 

(Yıllar önce yazdığımız bir hâtira,yeniden okuyucularımızla paylaşıyoruz.25.10.2021,Münih)

Münih.30.Ekim 2015

Yazar Hakkında
0 Yorum
Yorum Yapın