Kul Hakkı

Sahtekar,Yalancı,Dolandırıcılara Dikkat Ediniz

KUL HAKKINA DİKKAT EDELİM!

Yalancı,sahtekar,dolandırıcı(Betruker)ler aramızda dolaşıyor...

ANLI SECDEYE DEĞMEYEN,ŞÖMPÜR DUDAKLI YALANCILAR

Bugünkü yazımı pek dikkat edilmeyen "kul hakkı"na ayırıyorum.

Çok önemli olduğu halde dindar olanların bile dikkat etmedikleri mesele. 

Bir ayet ve bir hadis-i şerifin ışığında düşünerek yazalım, okuyalım, amel edelim.

Ayet-i celilenin meali;"Birbirinizin mallarını, paralarını aranızda haksız, meşrû olmayan sebeplerle yemeyin. Bile bile günaha girerek insanların mallarının, paralarının bir kısmını yemek için hâkimlere, idarecilere, hükümetlere, iktidardakilere mallarınızı rüşvet olarak vermeyin. Bu tür malları alarak başkalarına zulmettiğinizi bile bile bunları yapmayın." (Bakara, 188)

Resûlüllah aleyhisselam Efendimiz buyurdular;

"Ey insanlar! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa onu hemen ödesin, dünyada rezil rüsvâ olurum diye düşünmesin! İyi biliniz ki, dünya rüsvâlığı, âhirettekinin yanında pek hafif kalır." 

Kul hakkı irtikâbı insanın maneviyatı üzerinde menfi bir tesir icra eder ve çok ağır bir haramdır.

İnsanların hâlis ve sâlih ameller işlemeye muvaffak olamamalarının başlıca sebebi; harama, şüpheli şeylere ve kul hakkına yeterince dikkat etmemeleri, hassasiyet göstermemelerindendir. İbadetlerde huzur ve huşû hâlinde bulunabilmek, zevkle ve gözyaşı dökerek Allah'ın emirlerini ifa edebilmek; ancak kul hakkından sakınarak titiz bir takva hayatı yaşamaya bağlıdır.

Resulüllah Efendimizin, bizim kul hakkı hususundaki hassasiyetimizi artırmamız için buyurmuş olduğu şu sözler, ne kadar ibretli bir talimattır;"Nihâyet ben de bir insanım! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. Kimin malından sehven (bilmeyerek) bir şey almışsam, işte malım gelsin alsın! İyi biliniz ki, benim katımda en sevimli olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden kişidir. Zira Rabbime, ancak bu sâyede helâlleşmiş olarak ve gönül rahatlığı ile kavuşmam mümkün olacaktır…”

Bu sözleri dinleyen bir adam ayağa kalkarak;

"Bir kişi, Sizden istekte bulununca, ona üç dirhem vermemi emretmiştiniz, ben de vermiştim" dedi. Peygamber Efendimiz (sav):

"Doğru söylüyorsundur. Ey Fadl bin Abbâs, buna üç dirhem ver!" buyurdu. Sonra şöyle duâ etti;

"Allah'ım!..Ben, ancak bir insanım. Müslümanlardan kime ağır bir söz söylemiş veya onu incitecek şekilde vurmuşsam, Sen bunu onun hakkında temizliğe, ecre ve rahmete vesîle kıl!"

Efendimizin bu emsalsiz davranışı, toplumun en alt kademesindeki bir kimseden en üst makamındaki idârecilere varıncaya kadar herkesin ibret alması gereken bir numunedir. Ne büyük bir fazilettir ki, bütün âlemlerin, yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Hazret-i Peygamber (sav), te’yîd-i ilâhîye mazhar olmasına ve bütün masumiyetine, yani günahtan korunmuşluğuna rağmen, üstünde kul hakkı olabileceğini ifade buyurmuş ve ashabına kimin hakkı varsa gelip kendisinden almasını açıkça ilan etmiştir. Böylece, helâlleşmenin ehemmiyetine müstesna bir misal olmuştur. 

Kul hakkının oluştuğu en mühim nokta; yâni yapılan ihlâlin kul hakkı olarak görülüp görülmemesidir. Dolayısıyla bu mevzuda en önemli hususlardan biri de, kul hakkına nelerin girip girmeyeceğinin bilinmesidir. Günlük hâdiseler çerçevesinde pek çoklarına normal gibi gelen o kadar meseleler var ki, aslında hepsi de birer kul hakkı meselesi içindedir. En basitinden yoğun trafik akışının olduğu yerlerde uyanıklık adına pek çok sürücüyü gerek zor durumda bırakmak, gerek birtakım ihlâllerle sırf kendini düşünmek, zaman zaman nice facialara yol açmaktadır ki, bunlar da hesabı verilemeyecek en çetin kul haklarındandır. Aynı şekilde yemek kokusu ile komşuya eziyet etmek de böyledir. Dolayısıyla kul hakkını, sadece müşahhas bir şekilde bir başkasının malını çalmak veya gasp etmek olarak anlamamalı, davranış ve muamelelerimizde birtakım bencillikler yapmak suretiyle başkalarının hakkını çiğnemenin de kul hakkına girdiğini bilmelidir. Yâni maddî olarak zahiren kul hakkına girmekle, mânevî olarak kul hakkına girmek arasında pek fark yoktur. Bilâkis manevî kul haklarının hesabı daha ağırdır. Meselâ talebesini yetiştirmek hususunda ihmalkâr davranan bir hoca efendi veya öğretmen, talebesinin enerjisini ve zamanını zayi edip bir insan israfına sebep olduğu için üzerine kul hakkı almıştır.

Sonuç olarak; imanı olan kimse elbette sonunda cennete girecektir. Kul hakkı yiyen kimse direkt cehennemlikmiş gibi yanlış bir anlayış bulunmaktadır. Üzerinde kul hakkı olup da bu dünyada helalleşemeyen kimse, ahirette helalleşecektir. Bu da iki şekilde olur; ya kendi sevaplarından belli bir miktar hakkını aldığı kimseye verir veya sevabı yoksa hakkını aldığı kimsenin belli bir miktarda günahlarını yüklenir. Böylece haklar yerini bulur.

ALMANYA'NIN ESKİ DİŞ İŞLERİ BAKANI MASS,CAMİ ZİYARETİNDE

Şayet bu kimse, hakkını aldığı kimseye sevaplarından verdiği halde, hâlâ sevapları günahlarından fazla ise direkt cennete gider. Eğer sevaplarından verdiği için günahları sevaplarından fazla duruma gelmişse, bu durumda cehennemde cezasını çektikten sonra cennete gidecektir.

HANİ BİR HİKÂYE VARDIR. KÖYÜN İMAMİ,BİR KADINI AYARMIŞ(Seni cennete göndercem,die)İŞİN FARKINA VARAN OĞLAN,BABASINA DURUMU ANLATIR,BABA EVLADINA,"SABRET,ALLAH SABEDENLERİ SEVER", OĞLAN,BİR GÜN MİNAREDE EZAN OKUYAN HOCAYI AŞAĞI ATMIŞ!" SONRADA BABASINA,"HOCA MİNARE'DEN DÜŞMÜŞ" DABERİNİ VERİR.

BABA,"BEN SANA DEMEDİM Mİ?". OĞLAN,KAŞLARI ÇATIK,"HER ŞEYİ ALLAH'A BIRAKIRSAK,HOCA DAHA ÇOK,ANAMI BELLEYECEKTİ" DER.

HER ŞEYİ ALLAH'A HAVALET ETMEK,YANLIŞTI. YAMUK,SAHTEKÂRLARA FIRSAT VERMEMEK LAZIMDI.

(Bu yazı kısmen Akit gazetesinden aktarılmıştır/Yorumlar bize aittir.)

Münih,26.01.2023.

Yazar Hakkında

Mehmet Ali Yeniyurt Diğer Makaleler